Dolar 32,2701
Euro 34,9124
Altın 2.425,04
BİST 10.479,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 20°C
Hafif Yağmurlu
Ankara
20°C
Hafif Yağmurlu
Per 23°C
Cum 26°C
Cts 29°C
Paz 30°C

“HİÇ ONUNLA SEN BİR OLUR MUSUN?”

“HİÇ ONUNLA SEN BİR OLUR MUSUN?”
12 Nisan 2016 10:49
187

 

Astların adeta sesi olan ve  ast personel tarafında, “GÖNÜL DOSTU, CESUR YÜREK” gibi isimlerle anılan  Gazeteci Umur TALU, yine çok çarpıcı bir yazıya imza attı. 

 

İŞTE  OYAZI:

 

Balçiçek İlter’in sorularını cevaplarken, “astlar”ın maruz kaldıkları konusunda Genelkurmay 2. Başkanı demişti ki:
“Hiç çaycıyla siz, bir olur mu?”

Oradaki “siz” tabii “biz” olarak da manalıydı!
 
***
 
Şu günlerde OYAK ve GATA işbirliğiyle, hakikaten “bir olunamayacağı” bir kez daha tescil edildi.

Aort sorunuyla ameliyat edilen Astsubay Ali Şahin’in “maluliyet” başvurusuna karşılık “askeri tıp heyeti” OYAK’a bildirdi; kargacık burgacık, hastaya da saygısız bir yazıyla:

“Hamallık, halter sporu yapamaz. Ama çaycılık yapabilir.”

Böylece “Hiç çaycıyla bir olunur mu?” sorusunun mecazı da kalmadı; hakikat oldu.

Kıbrıs’ta esas duruştaki astına çay bardağı ve çay tabağı fırlatıp bir de hırpalayan komutan boşuna terfi etmemiş tabii.

Musul Konsolosluğu ve “yurtdışındaki tek vatan toprağı” Süleyman Şah Türbesi devlet eliyle, emir komuta zinciri içinde Işid’e “mukavemetsiz teslim” edilmişken, Işid’in rehin aldığı bir astsubayın “mukavemetsiz teslim olup TC ve TSK’nın itibarını düşürdü” diye ordudan atıldığı ve…  

 

Biri bebek, iki minik evladının ekmeği için hakikaten “çaycılık” yaptığını da unutmayalım tabii!

Anlaşılan bu “çay meselesi” önemli bir insanlık kriteri, bir içtihat!.

Çayın da öyle siyahı, beyazı, Hemşin’i değil; belki “turist çayı.”

(“Çaycı”yı da aşağı gören, aşağı gördüklerine de “çaycı” diyebilen bir çark bu.)

 
***
 
Peş peşe “şehitler” veren bir memlekette, insanların ölmeden hemen önce ne durumda olduklarını…

Kimin nerede nasıl aşağılandığını…

Nasıl çalışma şartlarına maruz kaldığını filan bilmemiz gerekmiyor.

 

Bir devletin (ve otoritelerin), “öteki” gördüklerine bakış açısının asıl ipuçlarını “bizimkiler” saydıklarından altta kalanlara reva gördüklerinden de anlayabilirsin.

Ama hor görülenler önce birbirine düşman oluyor, o ayrı.

 

Zaten öyle olmasa, bu dünyada hükümdarlık yapmak zor iş olurdu!
 

***
 
2,5 sene önce bu “Çaycı” meselesini “Hepimiz aynı gemideyiz ama sen öldün!” başlıklı bir yazıda yine demlemişim.

Ne tuhaf, yazının bir yerinde “Kula kulluk etmeyin diyen siyasetçi, emir kullarından müteşekkil partiyi, bürokrasiyi, medyayı, yargıyı, polisi nasıl tercih ve dizayn ediyorsa…

 

“En eşitlikçi yer ordu diyen Paşa da, anında ast’ın alt ve çaycı, üst’ün üstün ve efendi olduğunu tebliğ ediyor.

Çaycısın, çaycılığını bil.

Getir, götür, boşları topla!

Kimi çocukların masayla, kasayla Reza’ya yazıldığı; sizin alnınızda ise eza, ceza, kazanın yazılı olduğu bir cennet!”

 

UMUR TALU’NUN YAZISININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…!