Dolar 30,9187
Euro 33,4833
Altın 2.018,22
BİST 9.344,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 9°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
9°C
Parçalı Bulutlu
Per 11°C
Cum 14°C
Cts 15°C
Paz 14°C

ÇANAKKALE SAVAŞINDA DAĞITILAN BİLDİRİLERDE NE YAZIYORDU?

ÇANAKKALE SAVAŞINDA DAĞITILAN BİLDİRİLERDE NE YAZIYORDU?
24 Nisan 2016 13:44
124

 

Emekli Albay, Osman BAŞIBÜYÜK’ün araştırma yazısı,  belkide bir çoğumuzun ilk kez okuduğu türden bir araştırma yazısı. Evet, tarihin en kanlı savaşlarından biri olan Çanakkale Savaşının bilinmeyen bir yüzünü ortaya çıkaran bir yazı. Bundan yaklaşık 100 yıl önce uygulanan psikolojik harp tekniklerini de içeren ve psikolojik harbin savaşan güçler üzerindeki etkisini de  gösteren güzel bir araştırma yazısı.

 

İŞTE OYAZI:

 

Çanakkale Savaşı’nda dağıtılan o bildirilerde ne yazıyordu

 

Anzaklar, Çanakkale’den yenilgi ile ayrılırken, içlerinden İngiliz komutanlara karşı atılan kin tohumları yavaş yavaş yeşermeye başlamıştı. Bu tohumların yeşermesini sağlayan en büyük etken Türk ve Almanların uyguladığı psikolojik harpti.

24 Nisan’ı 25 Nisan’a bağlayan gece, Avusturalya ve Yeni Zelanda’dan gelen yüzlerce insan, 101 yıl önce dedelerinin, Anzak[1]askerlerinin öldüğü Gelibolu yarım adasında sabahlayacak. Gündüz yapılan törenlerde Haka dansı yapacaklar. Kaybettikleri, hem de perişan olarak kaybettikleri bu savaşı sanki bir safermiş gibi niçin kutlar bu insanlar? Hiç düşündünüz mü?

 

Daha çıkarmanın başladığı ilk gün, şiddetli Türk direnişi ve çetin coğrafya, harekâtının başarısız olacağını gözler önüne sermişti. Sahile çıkan bütün İngiliz ve Fransız komutanlar, bu umutsuz savaşta daha fazla asker kaybetmektense bir an önce geri çekilme düşüncesindeydi. Fakat İngiliz komuta heyetinden, “siper kazın” emri geldi. Böylece 9 ay sürecek belki de dünya tarihin en kanlı boğuşması başladı.

 

İngiliz ve Fransız birliklerini, kendi askerlerinden ziyade daha çok sömürgelerden getirdikleri askerler oluşturuyordu. Çanakkale’de Türklere karşı savaşmak için gelmiş 16 değişik ülkeden asker vardı. İtilaf ordularının içerisindeki yabancı askerlerin en fazlasını Hintliler, daha sonra Anzaklar oluşturmaktaydı. Anzakları diğer sömürge askerlerinden ayıran en önemli özellik, İngiliz ordusuna gönüllü katılmaları ve kendilerini İngiliz Kraliyetine bağlı hissetmeleriydi. Fakat savaş boyunca İngiliz komutanlar diğer sömürge askerlerine yaptıkları gibi Anzakları da birer sarf malzemesi gibi kullandı.

 

Savaş sonunda Anzakların İngiliz komutanlara güveni kalmamıştı. Çok hatalı planlama yaptıklarını, yetersiz asker sayısı, mühimmat ve lojistik destek ile askerden yapabileceğinin çok üstünde şeyler beklediklerini düşünüyorlardı. Gencecik insanları, ölüm kusan siperlere defalarca taarruz ettirerek, bile bile ölüme göndermişlerdi. Anzaklar, Çanakkale’den yenilgi ile ayrılırken, içlerinden İngiliz komutanlara karşı atılan kin tohumları yavaş yavaş yeşermeye başlamıştı. Bu tohumların yeşermesini sağlayan en büyük etken Türk ve Almanların uyguladığı psikolojik harpti.

 

ÇANAKKALE’DE PSİKOLOJİK HARP

 

Psikolojik harbin amacı, düşman askerinin savaşma azim ve iradesini kırmaktır. Savaşma azmini yitirmiş bir oldu, silahları ne kadar güçlü olursa olsun yenilmeye mahkûmdur. O tarihte uçaklar daha çok keşif maksadıyla kullanılıyordu. Uçakların yaptığı ikinci en önemli görev ise; düşman mevzilerine bildiri atmaktı. Türk uçaklarının İngiliz ve Fransız mevzilerine attıkları bildirilerde özellikle Hindistan’dan gelen Müslüman kökenli askerler ve Anzaklar hedef alınmıştı.

 

(Uçaklardan atılan Türk propaganda bildirisi: Avusturalya ve Yeni Zelanda Askerleri Kandırıldınız)[2]

 

Bildirilerde genelde tema olarak İngilizlerin kendi çıkarları uğruna sömürgelerden getirdikleri Müslüman askerleri yine Müslümanların halifeye karşı kullandıkları tezi işleniyordu. Anzaklar için ise; on binlerce kilometre ötede kendi ülkeleri güvendeyken bir başkasının çıkarları uğruna niçin bu topraklarda savaşmaya geldikleri, İngilizlerin onları boşu boşuna ölüme gönderdiği tezi işleniyordu.

 

Her iki propaganda da tuttu. İngiliz ordusuna 1. Dünya Savaşı boyunca katılan 1.3 milyon Hint askerlerinin 2/3 Müslüman kökenliydi. Çoğu bugünkü Pakistan devletinin sınırları içinde kalan Pencap ve Belucistan bölgesinden gelmişlerdi. İngilizler Çanakkale’de savaşan Hintli Müslüman askerleri başka inanca sahip olanlarla değiştirmek zorunda kaldı. Fakat Anzaklar cephede kalmıştı.

 

Çanakkale yenilgisinden sonra Avrupa cephesine sevk edilen Anzaklar orada da sarf malzemesi olarak kullanılınca ailelerinin de tazyiki ile Avustralya ve Yeni Zelanda’da milliyetçilik duygularının doruk yapmasıyla birlikte, bir tam bağımsızlık hareketi başladı. Bu ruh, iki ülkenin zamanla İngiltere kolonisi olmaktan kurtulmasını sağladı. İşte Avusturalya ve Yeni Zelandalılar, 25 Nisan’ı bir ulus olma günü olarak 100 yıldır kutluyorlar.

 

KURTULUŞ SAVAŞINA HİNDİSTAN’DAN GELEN PARA YARDIMI BELKİ DE BU YÜZDEN!

 

Hindistan kökenli askerler, Çanakkale ve Ortadoğu cephelerinde Osmanlı’ya karşı savaşırken, Anzaklar’dan çok daha fazla; 47 binin üzerinde ölü, 65 bin yaralı vermelerine rağmen, onlarda bir bağımsızlık ateşi tutuşmadı. Fakat Kurtuluş Savaşı esnasında Türkiye’ye Hindistan’dan önemli bir ekonomik yardım geldi. Büyük ihtimalle bu yardımın arkasında, Çanakkale savaşında yapılan psikolojik harbin etkisinde kalan Müslüman kökenli Hint askerleri ve onların ailelerinin duyduğu vicdan azabının etkisi vardır.

 

ÇANAKKALE SAVAŞINDA İNGİLİZ PSİKOLOJİK HAREKÂTININ ETKİSİ

 

Buraya kadar Çanakkale’de bizim yaptığımız psikolojik harbin etkisini anlatmaya çalıştık. Şimdi gelelim asıl konumuza. Düşman bize psikolojik harp yapmadı mı? Ege adalarına konuşlu 220, 221, 222 ve 223’üncü İngiliz filoları başkent İstanbul dâhil birçok şehre bildiri atıyordu. Çanakkale cephesine atılan bildirilerden aşağıda sunulan birkaç örnek incelendiğinde konu daha net anlaşılacaktır:

 

“Niçin savaşta her zaman perişan oluyorsunuz? Çünkü Enver Paşa Alman parasıyla lüks bir hayat yaşıyor.

Niçin Sultanınız Bağdat’ı, Mekke’yi, Kudüs’ü, Basra’yı ve Erzurum’u kaybetti. Çünkü Enver Paşa Türkiye’ye beyhude bir savaşa soktu.

Niçin Türkler Romanya’ya gönderildi, öldürülmek için mi? Çünkü Enver Paşa kardeşlerinizin Almanlar uğruna ölmesi için onlardan para alıyor.

Niçin Anadolu’da aileleriniz açlıktan ölüyor? Niçin paçavralar giyinip, kırıntı yemeye mahkûm oluyorlar. Çünkü Enver Paşa Anadolu’nun buğday ve yününü Almanlara sattı.”

 

“Ey Osmanlı! Almanya, Almanlar ve Alman Kayser’i hakkında ne düşünüyorsun?

Kim Türkiye’yi desteklemek için söz verdi? Kayser Wilhelm.

Wilhelm, Türkiye’yi destekleme sözü verdikten sonra kaç vilayet kaybettiniz? Elinizdeki 12 vilayet gitti.

Wilhelm tarafından gönderilen Alman generaller, Osmanlı ordusunu komuta etmeye başladıktan sonra kaç askeriniz açlıktan, hastalıktan ve savaşarak öldü? 800 bin.”

 

(Türk-Alman ilişkililerini anlatan bir İngiliz propaganda kartı: Bill, Senin pantolonun parçasını çok beğenmiş görünüyor)[4]

 

11 Haziran 1915’ de Çanakkale’nin Anadolu tarafına atılan bildirilerde güya Hintli ve Mısırlı Müslümanların ağzından yazılan bildirilerde şöyle denilmekteydi:

 

“Biz Müslümanlar, çok iyi biliriz ki; Almanlar hilekâr bir millettir. Tarih bile onların böyle olduğuna şahittir. Bu halde, Almanlar sizi aldatıyor ve memleketinizi mahvediyorlar. Tüm Müslümanlar, Almanlardan kurtulmanız için dua ediyor!”[5]

 

İngilizler psikolojik harbin temel unsurunu, Almanların Türk askerini kendi emelleri uğruna feda ettiği ve bunun da sorumlusunun Talat Paşa Hükümeti olduğu tezi üzerine kurmuşlardı. Bu propaganda, ne yazık ki Türk askeri üzerinde etkili oldu. Çünkü içinde acı gerçekleri barındırıyordu.

 

OSMANLI ORDUSUNU ALMAN KOMUTANLARA TESLİM ETMENİN ACI SONUCU

 

Osmanlı 1’nci Dünya Savaşında 9 cephede savaştı (Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Irak, Çanakkale, Hicaz-Yemen,  Makedonya, Galiçya, Romanya). Çanakkale hariç açılan her cephe Almanların isteği ile onların stratejik çıkarları için ve daha çok Avrupa’da sıkışan Alman kuvvetlerinin yükünü hafifletmek maksadıyla açılmıştı.

 

Genelkurmay Başkanı dâhil ordunun bütün komutanları Alman, yardımcıları Türk’tü. Alman komutanlar İngilizlerin sömürge askerlerine yaptığının bir benzerini Türklere yapmış, savaş meydanlarında Mehmetçiği sarf malzemesi gibi kullanmıştı.

 

Bu durumun farkına varan ilk komutanlardan biri, Yarbay Mustafa Kemal’di. Çanakkale savaşında cephe komutanı olan Limon von Sanders, büyük ihtimalle bilerek, birliklerimizi yanlış konuşlandırarak düşmanın karaya çıkmasına izin vermişti. Çünkü İngiliz ve Fransız birlikleri Gelibolu’da karaya çıkamasa, Avrupa cephesinde Alman askerinin karşısına dikilecekti. Almanlara kızgınlığını ifade etmek isteyen Mustafa Kemal, Enver Paşa’ya yazdığı mektupta; “Limon von Sanders ordumuzu da, ülkemizi de tanımıyor. Ve durumu doğru dürüst inceleyecek zamanı da yok. Kalpleri ve ruhları bizim gibi vatan savunması ile dolu olmayan Von Sanders liderliğindeki Almanlara güvenilmemesi konusunda ısrar ediyorum” diyordu.

 

Mustafa Kemal, Suriye-Filistin Cephesinde savaşırken de, Enver Paşa’ya gönderdiği uzunca bir raporda, Türk ordusunda yüksek komuta kademesinin Almanlara verilmesini şiddetle tenkit etmiş, bunun yakın gelecekte bir felakete sebep olacağını ifade etmişti. Ama onu dinleyen olmadı. Osmanlı, silahaltına aldığı 2 milyon 850 bin askerin 1.6 milyonunu kaybetti.

 

15’LİLER OSMANLININ SONUNU GETİRDİ

 

1911’te Trablus’ta başlayan aralıksız savaş, 1 ve 2’nci Balkan savaşları ile devam etmiş, arkasından 1’nci Dünya savaşı ile 9 cephede insan yiyen bir canavara dönüşmüştü. Cephede çocukları ölürken, halk, Anadolu’da açlık ve hastalıktan kırılıyordu. Çöküş döneminde olan İmparatorluk, son 200 yıldır benzer acıları sürekli yaşamaktaydı. Halkın devlete güveni kalmamıştı. İstanbul’dan Ortadoğu cephelerine gitmek için yola çıkan askerin ancak yarısı cepheye varıyor diğer yarısı Anadolu’dan geçerken yolda kaçıyordu.

Çanakkale savaşında düşman İstanbul kapılarına dayandığında, devlet, halkın 15 yaşındaki çocuklarını da elinden alınca, o noktada Osmanlının temelleri çatırdadı.

 

Artık Osmanlı, halkın gözünde çocuğunu öldüren, malına ve parasına el koyan bir zorbaya dönmüştü. Bu şartlar altında İngiliz propagandasının da etkisiyle çocuklarının Alman komutanlar elinde bir hiç uğruna heba edildiğini inancına kapılan halkın artık Osmanlı devleti ve saltanat itimadı tükenmişti.

 

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…